“Bütün devrimlerin kökünden sökemediği tek ağaç darağacıdır,” diyordu kitabında büyük yazar, Victor Hugo.
“Biz ölürsek Rusya ne kazanacak ki? Bu koca ülkede hepimize yetecek kadar hava yok mu? Hem o kadar çok gardiyan var ki!
Zindancının yeterli olduğu yerde cellada gerek yoktur.”
Birazdan ölecekti galiba… Bunların şakası yoktu.
En sarsıcı olan ölüm değil, kesinlikti. Yaşamaya dair hiçbir ihtimal kalmamıştı
Şu anda varım ve yaşıyorum, üç dakika sonra bir şey olacağım. Ama ne olacağım? Nerede olacağım? Üç dakika sonraki ben kim olacak?
Ve AFFEDİLİYOR
“Ölmüyormuşum! Yeniden hayata dönüyormuşum! Bitip tükenmez bir hayat. Ve hepsi, olduğu gibi benim!
Mutluluktur hayat. Her anı sonsuz olan bir mutluluk. İçimizdedir hayat, dışımızda değil.
Hayatı artık eski hayat değildi. Ölümle yüz yüze gelmiş, ölüm anını bütün dehşetiyle yaşamış biri önceki hayatına geri dönse bile masumiyetini tamamen kaybetmiş biridir.
Kararını verdi, yeni hayatına bir dindar olarak başlayacaktı.
Kalan hayatının 32 yılında, onubir mürşid düzeyine yükselten o anıtsal romanlarını yazmaya ölümden geri dönmüş biri olarak başladı ve ölünceye kadar hiç konu sıkıntısı çekmedi.
Kısa bir posta ancak bunlar sığdı, Muhsin beyin yazısından, bence okuyun hepsini alttaki linkten