BIRAKALIM DİKKATİMİZ DAĞINIK KALSIN 

BIRAKALIM DİKKATİMİZ DAĞINIK KALSIN 

Bugün birçok insanın içinde bulunduğu, şirketlerin verimliliğini de etkileyen bir konu, Dikkat Dağınıklığı yani Attention Span olarak kastettiğimiz dikkat süresi; Gloria Mark kitabında (1) bu konuyu işliyor, dijital çağın insan zihni üzerinde yarattığı dönüşümü anlamak açısından son yılların en önemli eserlerinden biri olarak görülüyor bu kitap. Gloria Mark yalnızca dikkat süresinin azalmasından söz etmiyor; modern insanın zihinsel ritminin nasıl parçalandığını, dijital dünyanın insan psikolojisini nasıl yeniden biçimlendirdiğini ve dikkat ekonomisinin bireyin iç dünyasını nasıl dönüştürdüğünü mercek altına alıyor. Mark’a göre sorun ekran süreleri değil, insan zihninin dikkatinin sürekli bölünmüş halde yaşaması… Kitap, aslında modern yaşamın felsefi ve kültürel eleştirisini yapıyor.  

Kaliforniya Üniversitesi İnformatik Profesörü, Google Araştırma Ödülü dahil çok sayıda araştırma ödülü sahibi, Microsoft, IBM, Boeing gibi şirketlere danışmanlık yapan Gloria Mark’ın kitaptaki en çarpıcı bulgularından biri insanların artık tek bir göreve uzun süre yoğunlaşamaması; sürekli iş, ekran, sekme değiştiriyorlar, düşünceleri dağınık! 

Bu geçişlerin zihnimize yükü var. Mark’ın araştırmalarında insanların bir görevden diğerine geçtiğinde eski konuyu unutup yenisine tamamen yoğunlaşamadıkları görülüyor; zihin enerji tüketmeye devam ediyor. Buna attention residue yani dikkat kalıntısı diyorlar. Sonuç olarak sürekli meşgul ama derinleşemeyen bir bilinç ortaya çıkıyor.GloriaMark’a göre dikkat tek tip bir zihinsel faaliyet değildir; farklı dikkat tipleri var. Yaşadığımız sorun sadece odaklanamamak değil, ne kadar zihinsel çaba harcadığınız, yaptığınız işin sizi ne kadar meşgul ettiği ve ne kadar zorlandığınız… 

  1. Mark dikkat sorununu iki eksen üzerinde düşünüyor: meydan okuma ve zihinsel katılım düzeyi. Mark’un kurduğu modelde dört dikkat hali ortaya çıkıyor: Odaklı, Ezbere, Sıkkın ve Yılmış.

Odaklı dikkat, yüksek zorluk seviyesi ve yüksek ilginin birleştiği alanda insan derinleşir, üretir, anlam kurar. 

Ezbere dikkat, yüksek ilgi ama düşük zihinsel zorluk halidir; rutin işler, mekanik tekrarlar ve otomatikleşmiş görevler bu alana girer. 

Sıkkın dikkat, görevin kolay ve ilginizin düşük olduğu sıkılma durumudur. 

Yılmış dikkat, görevin zor olduğu ama insanın anlamlı bir biçimde katılmadığı, yoğunlaşamadığı, stresin ve başarısızlık hissinin yüksek olduğu durumdur. 

Bu modelle, Mark kitabındaki temel tezi güçlendiriyor: Dikkat azalmaz sadece; biçim değiştirir, parçalanır ve yanlış alanlara sürüklenir. 

Mark’ın kitabındaki en etkileyici örneklerden biri ofis çalışanları üzerine yaptığı gözlemler. Çalışanlar bilgisayar başında birkaç dakikada bir kesintiye uğruyor. Bir mailgeliyor, ardından mesaj bildirimi geliyor, sonra başka bir sekme açılıyor, ardından toplantı çağrısı geliyor. İnsan zihni tam konsantrasyon düzeyine ulaşamadan tekrarenbölünüyor. Gloria Mark burada çok önemli bir noktaya dikkat çekiyor: İnsan yalnızca dışsal olarak bölünmüyor; zamanla kendi kendisini bölmeye başlıyor. Yani bildirim gelmese bile kişi birkaç dakikada bir telefona bakma ihtiyacı hissediyor. Bu, dikkat dağınıklığının davranışsal alışkanlığa dönüşmesi anlamına geliyor. 

Mark’ın kitabında verdiği gün içi dikkat grafiği de bu bakımdan çok anlamlı; grafikte insan zihni gün boyunca aynı dikkat düzeyinde kalmıyor. Sabah saatlerinde odaklanma yükseliyor, öğleye doğru sıkılma ve rutinleşme artıyor, günün ilerleyen saatlerinde ise dikkat kapasitesi düşmeye başlıyor.  

İnsan zihni bir makine değil ki sabah dokuzdan akşam altıya kadar gün boyu aynı yoğunlukta çalışamıyor, aynı derinlikte düşünemiyor, aynı kalitede karar veremiyor. Bu nedenle toplantılar, stratejik düşünme süreçleri, yaratıcı yazım ya da problem çözme faaliyetleri için günün hangi saatinde çalışıldığı kritik! 

Gloria Mark: Dikkati toplamak yani yönetmek, bildirimleri kapatmak veya bildirimlerden kaçınmakla değil; insan zihninin doğal ritmini tanıyarak olur. 

Artık insanlar günlük yaşamda yemek yerken vidyo izliyor, vidyo izlerken mesajlaşıyor, mesajlaşırken sosyal medya akışını kontrol ediyor. Bir futbol maçı izlerken bile aynı anda sosyal medyadalar; dikkat parçalanması sıradan bir yaşam ritmine dönüşmüş durumda. 

Çoklu görev yani multitasking modern bir mit midir? 

Mark’a göre çoklu görev yaparken daha fazla hata yaparız, dağılırız, daha fazla zaman harcarız, geçiş maliyeti yaşarız ve stres düzeyimiz yükselir. Bu nedenle Mark’a göreçoklu görev yani multitasking modern dünyanın verimlilik illüzyonudur. İnsan aynı anda birçok şeyi yaptığı için güçlü görünür; fakat zihinsel olarak sürekli parçalandığı için derin üretim kapasitesini kaybeder. Çoklu görev yani multitasking bir kısır döngüdür. Kesintiler stresi artırır, stres dikkati zorlaştırır, dikkat zorlaştıkça insan daha çok görev değiştirir, görev değiştirdikçe daha çok kesintiye uğrar ve döngü yeniden başlar. 

Nicholas Carr’ın 2011 yılında yazdığı Yüzeysellik: İnternet Bizi Aptal mı Yapıyor? kitabında dönüşümün kültürel ve nörolojik boyutunu fark ettiğini düşündüm. Carr’ınkitabının temel meselesi internetin insan beynini yeniden biçimlendirmesiydi. Carr haklı olarak diyor ki: İnternet sadece bilgiye erişim aracı değil, aynı zamanda beynin düşünme mimarisini değiştiren bir sistemdir (2). 

Carr kitabında çok çarpıcı kişisel bir gözlem paylaşmıştı. Eskiden uzun süre kitap okuyabildiğini, saatler boyunca bir metin içinde kaybolabildiğini söylüyordu. Ancak yoğun internet kullanımından sonra zihni birkaç sayfa içinde başka uyaranlar aramaya başlamıştı. Bir süre sonra kitap okurken bile beyninin kendiliğinden arama moduna geçtiğini fark etti. Bunu bugün milyonlarca insan yaşıyor. İnsan bir makale okurken bile zihni “Başka ne var?” sorusuna kayıyor. İnternet yalnızca ne düşündüğümüzü değil, nasıl düşündüğümüzü şekillendiriyor. 

Marshall McLuhan, medya mesajdır, demişti, yani mecra yalnızca içeriği taşımaz, insan zihnini de dönüştürür. Carr ise insanın bilgiye erişimi güçlenirken derin düşünme kapasitesini kaybetmesinden çekiniyordu, haklıydı! 

Carr özellikle derin okuma kapasitesinin azaldığını söyledi. Derin okuma yalnızca bilgi almak değildir; aynı zamanda sabırla yorumlamak, soyut düşünmek ve kendini dinlemektir. Büyük romanların, uzun felsefi metinlerin ve karmaşık düşünsel yapıların insanı dönüştürmesinin nedeni budur. Ancak dijital kültür insan zihnini sürekli hız, geçiş ve yüzeysellik moduna alıştırıyor. 

Bugün bunun birçok somut örnekleri var. İnsanlar uzun YouTube videolarını “2x hızda” izlemeye başladı. Podcastler hızlandırılmış dinleniyor. Bir makale okunurken aynı anda başka bir ekran veya uygulama açık tutuluyor. İnsan artık deneyimin içine girmek yerine deneyimi hızla tüketmeye çalışıyor. Neticede entelektüel seviye gün geçtikçe alçalıyor. 

Araştırmalara göre artık dikkatin ritmi de tamamen değişmiş. İnsan zihni artık sürekli “mikro geçişler” içinde yaşıyor; zihinsel yorgunluk artıyor. 

Johann Hari, Çalınan Dikkat kitabında (3) konuya politik açıdan yaklaşıyor. Hari dikkat krizini bireysel irade eksikliği olarak değil, ekonomik sistemin sonucu olarak yorumlar. Hari’ye göre modern kapitalizm artık yalnızca insan emeğini değil, insan dikkatini de metalaştırmıştır. 

Hari’nin kitabında Silicon Valley şirketlerinin eski çalışanlarıyla yapılan görüşmelerde bu çalışanlar, algoritmik oyunlarla bir kısım sosyal medya sistemlerinin bilinçli olarak bağımlılık yaratacak şekilde tasarlandığını açıkça ifade ediyorlar. Sonsuz kaydırma sistemi, beğeni ikonları, bildirim sesleri, rastlantısal ödül mekanizmalarıgibi sistemler insanın dopamin seviyesini sürekli yüksek tutuyorlar. 

Hari burada Las Vegas kumar makineleriyle sosyal medya arasındaki benzerliğe dikkat çekiyor. Kumar makineleri nasıl insanı “bir sonraki denemede ödül gelebilir” duygusuyla sistem içinde tutuyorsa, sosyal medya da “bir sonraki içerik daha ilginç olabilir” hissi yaratıyor. Bu nedenle insanlar ekranı kapatmakta zorlanıyor.  

Sosyal medyadaki beğeniler, bildirimler, yeni içerikler ve sonsuz kaydırma sistemi de tam olarak bu değişken ödül mantığıyla çalışır. İnsan bir sonraki içeriğin ne getireceğini bilmediği için ekrana tekraren dönme eğilimi gösterir. Ancak dopamin basitçe “haz hormonu” değildir. Nörobilimciler dopaminin daha çok beklenti, öğrenme ve motivasyonla ilişkili olduğunu vurguluyor. Özellikle belirsiz ve değişken ödüller dopamin sistemini güçlü biçimde harekete geçirir. Bu nedenle sorun yalnızca ekrana bakmak değil, zihnin sürekli yeni uyaran beklentisi içinde tutulmasıdır. Bu konudaki yazımın linkini kaynaklarda veriyorum (4 

Hari’nin en önemli argümanlarından biri “sorun dikkat eksikliği değil; dikkatimizin endüstriyel ölçekte sömürülmesidir” şeklindedir. 

Dikkat artık ekonomik bir değerdir. Google, Meta, TikTok, X ve diğer sosyal medya platformları dikkatimizi satın alıp reklam piyasasına satmaktadır. Kullanıcının ekranda geçirdiği her saniye ekonomik değere dönüşüyor. Bu nedenle algoritmalar yenilik arzusu, sosyal onay ihtiyacı, korku, öfke, çatışma, merak, yoksun kalma korkusugibi insanın zayıf psikolojik noktalarını hedef alıyor. TV reklam içeriği olarak neredeyse yasak olan her şey internette serbesttir.  

Özellikle öfke içerikleri sosyal medyada çok yaygındır, çünkü insan beyni tehdit ve çatışmaya biyolojik olarak daha hızlı tepki verir. Algoritmalar bunu öğrendiği için öfke üreten içerikleri daha görünür hale getirir. 

Bugün X gibi platformlarda çok sert polemiklerin, dramatik sahte içeriklerin yayılması tesadüf değildir. YouTube’da komplocu içeriklerin hızla büyümesi de aynı mekanizmanın sonucudur. Çünkü dikkat ekonomisi çoğunlukla hakikati değil verilen reaksiyonu ödüllendirir. 

Bunlar şirketler açısından çok önemli, çünkü dikkat çekmek psikolojik ve aynı zamanda politik bir meseledir. Geleneksel medya döneminde gündemi editörler belirliyordu. Bugün ise gündemi büyük ölçüde algoritmalar belirliyor. Bu nedenle artık “algoritmik editör” yani “algoritm gatekeeping” çağında yaşıyoruz.  

Eskiden gazeteler hangi haberin önemli olduğuna karar veriyordu. Bugün ise sosyal medya algoritmaları hangi içeriğin görünür olacağına karar veriyor.Algoritmaların temel kriteri çoğu zaman doğruluk değil, dikkat çekmek üzerine kuruludur. Bu şekilde modern insanın zihni sürekli yüksek uyarılmışlık içinde tutuluyor. Kriz, korku, skandal, öfke ve çatışma daha fazla dikkat çektiği için sistem tarafından büyütülmektedir. Sonuçta toplum sürekli alarm halinde yaşayan bir psikolojiye sürüklenmektedir. 

Dijital iletişim teknolojileri dengeleri değiştirmiştir. Değişim üç düzeyde yaşanıyor: İlki, sürdürülebilir dikkat yerini dikkat dağınıklığına bırakıyor. İkincisi, amaç duygusu yerini sıkılmak ve anlamsızlık hissine bırakıyor. Üçüncüsü, anlam ve amaç temelli iyi oluş yerini kısa süreli haz ve anlık tatmin temelli iyi oluşa bırakıyor. 

Dijital iletişim teknolojileri dikkatimizi dağıtarak bizi anlamdan hazza, amaçtan sıkıntıya, derinlikten uyarana yöneltiyor. 

Tüm bu olanların çocuklar üzerindeki etkileri neticesinde genç kuşakların uzun süre odaklanma kapasitesinde düşüş var. Öğretmenler artık öğrencilerin uzun metinlere sabır gösteremediğini anlatıyor. Kitap okuma süreleri azalmakta, kısa video kültürü baskın halde; artık toplumun öğrencilerden beklentisi daha az!   

TikTok kültürü bunun en görünür örneği. Sürekli birkaç saniyelik videolar tüketen bir zihin zamanla uzun dikkat ritmine yabancılaşıyor. İnsan artık yavaş ilerleyen deneyimleri “sıkıcı” bulmaya başlıyor. Oysa büyük düşünceler, deruni bilim ve sanat dikkat ve itina gerektirir. 

Cal Newport, Derin Odaklanma kitabında ((5) dikkatsizlik sorununa karşı modern dünyanın en nadir ve en değerli becerisinin derin odaklanmak olduğunu savunuyor. Herkesin dikkati bölünürken uzun süre konsantre kalabilen insanların olağanüstü avantaj kazanacağına vurgu yapıyor. Newport özellikle modern çalışma kültürünü sert biçimde eleştiriyor; günümüz ofis sistemi insanı düşünmeye değil, reaksiyon vermeye zorluyor. Sürekli mail kontrol etmek, mesaj cevaplamak, toplantı yapmak ve online görünmenin gerçek üretkenlik olmadığını söylüyor. 

Newport bu durumu “sahte üretkenlik” olarak adlandırıyor. İnsan bütün gün meşgul görünür ama gerçekte derinlikli bir şey üretemez, diyor. 

BEN AKSİNİ DÜŞÜNÜYORUM 

Şimdi siz de insan gün boyunca yüzlerce mikro göreve bölünmekte fakat uzun süreli düşünme kapasitesi aşınmaktadır, diye düşünüyorsunuz. Oysa ben büyük fikirlerin çoğu zaman sessizlik, yalnızlık ve uzun dikkat süreleri gerektirmediğini düşünürüm. Önemli olan birikim ve konsantrasyondur. Yoksa insan beyni ve idraki ışık hızındadır.  

  1. Mark da insanların farklı konular arasında hızlı geçiş yapma kapasitesine karşı çıkmıyor. Sorun dijital ortamın yarattığı sürekli ve istemsiz kesintilerin zihinsel maliyetidir. Dolayısıyla mesele hızlı düşünmek ya da çoklu görevler değil; kişinin dikkatini kendi tercihiyle yönetip yönetememesidir. Bu açıdan bakıldığında, büyük fikirlerin yoğun birikim ve konsantrasyonla ortaya çıkabileceği şeklindeki benim görüşüm ile Mark’ın bulguları birbirini dışlayan değil, farklı boyutları vurgulayan yaklaşımlar olarak okunabilir.

Attention Span (Dikkat Süresi) kitabının en önemli vurgusu: 

Bu mücadeleye yeniden başlamak için olmalıdır, diyor Mark. Ona göre teknolojiyi tamamen reddetmek mümkün değil; bozulan dengeyi yeniden kurmakönemlidir. Bunun yolu da insanın kendi seçme gücünü yeniden kazanmasındadır. Mark’ın ifadesiyle, tercih yapmak kapasitemizi geri kazanırsak, dikkatimizi gerçekten önemli olan şeylere verebiliriz. Çünkü dikkat yönetimi aslında irade, anlam ve yaşam yönetimidir, diyor. 

Mark, “dikkat hedef yönelimlidir” diye ifade ediyor. Yani dikkat boşlukta hareket etmez; bir hedefe doğru akar. Bu yüzden iş yaparken dikkatinizi korumak adına iki tür hedef belirlemek gerekir: duygusal ve göreve ait. Görev hedefleri, yapılacak işe ilişkin hedefler; mesela bir makaleyi bitirmek, raporu yazmak, toplantıya hazırlanmak, strateji metni üretmek. Duygusal hedef, işi yaparken hangi duygusal durumda olmak istediğimizle ilgilidir: sakin kalmak, merak duymak, derinleşmek, anlam bulmak, tatmin yaşamak. Modern çalışma kültürü yalnızca görev hedeflerini önemser; ama Gloria Mark bize duygusal hedeflerin de dikkat için belirleyici olduğunu hatırlatıyor. Çünkü zihinsel durum bozulduğunda görev yapılamaz ki. 

“Farkındalık geliştirebileceğiniz bir beceridir” ifadesi kitabın pratik çözüm boyutunu tamamlıyor. İnsanın kendi dikkatini neye yönlendirdiğinin farkına varması, yani sadece dikkat etmek değil, neye dikkat ettiğini, neden dikkat ettiğini, ne zaman dağıldığını ve hangi koşullarda derinleşebildiğini fark etmek! Bu becerinizigeliştirilebilirsiniz ve geliştirmelisiniz. İnsan telefonuna neden baktığını, hangi saatlerde daha iyi odaklandığını, hangi bildirimlerin onu böldüğünü, hangi işlerin onu sıktığını, hangi görevlerin onu akışa soktuğunu fark ettikçe dikkatini yeniden yönetmeye başlar. 

Gloria Mark’ın yaklaşımı teknoloji karşıtı değil, bilinç yanlısıdır. Aslında burada daha önce Berrak Düşünce kitabını yazı konusu ettiğim Shane Parrish’in “tepki ile eylem arasına boşluk koymak” yaklaşımını hatırlamak gerekiyor. Parrish’e göre insanın hayatını değiştiren büyük kararlar değil, gün içinde defalarca verdiği küçük tepkilerdir. Telefona uzanmak, bildirime bakmak, sosyal medyaya geçmek ya da gelen bir mesaja anında cevap vermek çoğu zaman bilinçli tercihlerden çok otomatik tepkiler halinde gerçekleşir. Dikkat yönetimi işte tam burada tepki ile davranış arasındaki o küçük boşluğa sahip çıkmakla başlıyor (6). 

Bu noktada Gloria Mark ile Shane Parrish’in aynı yerde buluştuklarını düşünüyorum. Mark dikkatimizi neyin böldüğünü anlamaya çalışırken, Parrish dikkatimizi bölen dürtüler karşısında nasıl davranacağımızı anlatıyor. Biri sorunu teşhis ediyor, diğeri ise tepki ile eylem arasında bir lahza ile insanın kendi zihni üzerinde etkili olabileceğini söylüyor. 

Attention Span (Dikkat Süresi): 

  1. Mark’a göre teknolojiyi tamamen reddetmek mümkün değil; bozulan dengeyi yeniden kurmak önemlidir. Bunun yolu da insanın kendi seçme gücünü yeniden kazanmasındadır. Mark’ın ifadesiyle, tercih yapmak kapasitemizi geri kazanırsak, dikkatimizi gerçekten önemli olan şeylere verebiliriz.Çünkü dikkat yönetimi aslında irade, anlam ve yaşam yönetimidir.

 

BANA NİÇİN UZUN YAZIYORSUN DİYORSANIZ, BELKİ DE SEBEBİNİ BU NİSPETEN KISA YAZIMI OKUYUP BİTİRİNCE FARK ETTİNİZ Mİ?😉. 

 

 

Kaynaklar 

  1. https://www.amazon.co.uk/Attention-Span-Finding-Focus-Fulfilling/ 
  1. https://www.amazon.co.uk/Shallows-Internet-Changing-Think-Remember/ 
  1. https://www.amazon.co.uk/Stolen-Focus-Surprising-Reason-Attention/ 
  1. https://muratulker.com/dopamin-orucu-cilehane-ve-itikaf/ 
  1. https://www.amazon.co.uk/Deep-Work-Focused-Success-Distracted/ 
  1. https://muratulker.com/olaganustu-hissetmek-ve-hissettirmek-elinizde/ 

 

 

 

Not: Açık kaynak niteliğindeki bu yazı yazar zikredilerek iktibas edilebilir. Telif gerektirmez.

En çok okunanlar

GELİŞMELERDEN HABERDAR OLMAK İÇİN KAYIT OLUN

Benzer İçerikler

En çok okunanlar

GELİŞMELERDEN HABERDAR OLMAK İÇİN KAYIT OLUN

GELİŞMELERDEN HABERDAR OLMAK İÇİN ABONE OLUN