Yazılarım

Hep şu terimleri duyduk, merak ettik, anladık, uyguladık, geliştirdik; pick and place (tut ve yerleştir), besleme makineleri (robotlar), kutulama robotları, asorti kutu dolduran robotlar, otomasyon, input/output, plc, work station, scada, operation research (yöneylem), supply chain (tedarik zinciri), hat/sistem/tesis/fabrika otomasyonu…
Gıda ve beslenme konusunun en çok konuşulan konuların başında geldiğini daha önce yazdım, birkaç kitap önerdim. Konuşulması iyi bir şey, fakat dikkatimi asıl çeken konuşulmayanların daha büyük bir problem olduğu.
Şu sıralar dünyada en çok satan kitap, Pulitzer ödüllü yazar Isabel Wilkerson’un CASTE THE ORIGIN OF OUR DISCONTENTS (Kast Hoşnutsuzluğumuzun Kökenleri) isimli kitabı (*). Geçen ay ABD’de raflara çıkmış. İlginçtir İngiltere baskısında kitabın ismi yine CASTE ama alt başlık The Lies That Divide Us (Bizi Bölen Yalanlar) (**).
Eski yunan efsanesine (bence masal) göre bir heykeltraş olan Kıbrıs prensi Pygmalion’un , kadınlar hakkında beklentisi yüksekmiş ve kendine göre kusursuz bir kadın yapmak istemiş.
İki hafta önce Yönetim Kurulu Başkanımız Ali Ülker ve CEO’muz Mehmet Tütüncü beylerin açıklamalarından görmüşsünüzdür. Yıldız Holding, 2020 yılının ilk yarısında yurt dışı operasyonlarından edilen gelirlerle Türkiye’deki bankalara 600 milyon dolar nakit ve erken ödeme yaptı. Böylece 2018’den itibaren bankalara ödediğimiz toplam tutar 2 milyar 561 milyon dolara ulaştı, hem de yaşadığımız salgın koşullarında.
Bugüne kadar adı The Mechanical Turk (Mekanik Türk) olarak geçen ilginç bir mekanik cihaza rastladınız mı? Satranç oynayan bu otomat 1770 yılında icat edilmiş ve o yıllardaki Osmanlı kıyafetlerini giyiyormuş ve görünümüyle bir Türk'ü andırıyormuş. Gerçekten de öyleymiş, Google’da var. 1770'ten 1854'e kadar satranç robotu haliyle çok kişiyi şaşırtmış, Avrupa’da yenmediği kimse kalmamış.
Geçen yazımda “1986 yılında Bilim ve Sanat Vakfı’nın kuruluşuna ön ayak olanlardan biri olmam da belki biraz, sınırlarımın ötesine geçtiğim şekilde açıklanabilir. Neden derseniz? Babam vakıf, dernek ya da bir benzeri oluşumun bizzat kurucusu ya da yüklenicisi olmanın faydasına inanmaz, bu işi daha iyi yapabileceklere bırakılmasını isterdi” diye yazmıştım. Bence vakıflar anonim hüviyete sahip olmalı ve gönüllülerce deruhte edilmelidir. Vakıf konusu açılmışken, Bilim Sanat Vakfı nasıl kuruldu, anlatayım.
Benim şansım babamın tecrübesi, başarısı ve fakat benden aynı şeyleri beklemeyişidir. Ben babamın pek çok konudaki nasihatine uymuşumdur, çünkü bunların bir hayat tecrübesinin neticesi olduğunu genç yaşta anlamışımdır. Fakat gençlik söz konusu olduğunda, her daim nasihate uyabilme kabiliyetinizin sınırları da bir yere kadar uzanabilmekte...
Şimdi hiç benimsemediğim ve yapmadığım bir konudan söz edeceğim. Ben bisküvilerimin çaya batırılmasına karşıyım. Zira binbir maharet ve zorlukla size ulaştırdığımız bisküvilerimizin çıtır çıtır yenerek ağzınızın içinde çay veya kahveyle ıslatılıp yenmesi benim tavsiyem, hem kırıldı bardağa düştü derdiniz de olmaz. Ama siz bilirsiniz, neyse …
Sabri Ülker Vakfı Yayınlarından çıkan TIPTA VE SAĞLIKTA BALON BİLGİLER kitabıyla ilgili yazımın sonunda Prof.Dr. Ali Esat Karakaya Hoca’nın KİMYASALDAN GIDAYA DOZ VE RİSK kitabını (1) da bir ara yazarım demiştim, işte şimdi sıra geldi.

En çok okunanlar

GELİŞMELERDEN HABERDAR OLMAK İÇİN KAYIT OLUN

GELİŞMELERDEN HABERDAR OLMAK İÇİN ABONE OLUN