Bu bayramı evden uzakta, Singapur ile Hindistan ekseninde geçiriyorum. Malum bizim bisküvi, çikolata imal işleri… Rahmetli anamın dediği gibi oldu yine: Ananın gönlü balada, balanın gönlü havada yani anam beni özlerken ben yine işlerin peşinde koşturuyorum. Elif Soyseven hanımın yazısını iletince Ertuğrul Özkök bey, okudum, gözlerim nemlendi. Allah rahmet eylesin, İlber Ortaylı hocamız bir tatar balasıydı. Büyüğümüzdü, bir önceki meşakkat çeken, büyük açlığı, sürgünü gören neslin çocuğuydu. O çocuklar öyle bir hayata doğmuşlardı ki sonra teklif ettiğimde babam ve amcama, haydi memlekete gidelim, yollar açılmış dediğimde, bizim hiç güzel bir hatıramız yok ki çocukluğumuzdan kalan,demişlerdi. Belki de bundan işleri ile tüm dünya çocuklarını mutlu etmeye adamışlardı kendilerini… Zaten biz de bugün globalde “MUTLU ET MUTLU OL” derken bir felsefe olarak benimsiyoruz. Aynı Elif Soyseven’in dediği gibi dedem ve ninem de 93 harbi’nde kundaktaki halamla Rus düşmanın önünden kaçarak İstanbul’da bir cami avlusuna yalın yapıldak sığınmışlar. Sonra da tecelli işte, Kırım’a geri dönüp Bolşevik Kızıl Devrimi’nin tüm safhalarına şahit olmuşlar. Babam ve iki amcam da orada doğmuş. (Sabri Ülker’in Hayat Hikâyesi: https://www.dr.com.tr/kitap/sabri-ulker-hayat-hikayesi/hulusi-turgut/edebiyat/biyografi-oto-biyografi/urunno=0001850734001 ) İşte ben onçin sanatçımız Ahmet Güneştekin’in Feshane’deki Kayıp Alfabe sergisinde ninemin 93 harbinde ayağından sıyrılan gislavetini ve 100kmyi aşkın yolu o kış şartlarında yalınayak düşmandan kaçışını anlatan enstalasyonu görünce ağladım içime… tıpkı diğer tatar balaları gibi. İlber hoca da bizdendi. Fakat bunu hiç dert etmeden, kimseye kin gütmeden bu millete tarihini herkesin anlayacağı, meraklanıp seveceği şekilde anlatırdı. Gerçekleri sunar, bilinçlendirirdi, akademinin ciddi yüzünü göstermeden. Entelektüeldi, zarifti amma inat bir Tatar balasıydı. Gençliğe verdiği o meşhur “evlenip mobilya alacağınıza dünyayı görün” öğüdü, coğrafyayı bir metin gibi okumaya dair kültürel bir manifestoydu. O, 7-8 dili sadece konuşmak için değil, dünyayı bir bütün olarak kavrayabilmek için birer anahtar olarak kullandı. Bu yüzden, bir köy kahvesinde en basit dille hakikati anlatırken de uluslararası bir kürsüde Doğu’nun sesini yükseltirken de aynı açıklıkla konuştu, diye anlatıyor onu Elif hanım. Ben de bisküvi, çikolatacıyım diyerek dünyayı arşınlayarak, herkesi mutlu edip mutlu olmaya çabalıyorum işte. Ama dönüp dolaşıp yine de İstanbul diyorum. Malum Türkiyemiz, bizim son melcemiz, son sığınağımız, vatanımız tüm Türklerin. En iyi dileklerimle, bayramımızı kutlar, sıhhat ve afiyet dilerim.