İletişim

ÖNYARGILIYIM desem? Önyargılı olduğumu düşünmem de bir önyargı mı yoksa?

LinkedIn

Önyargılarım olduğunu kabul edenlerdenim. Bu benim için bir övünç kaynağı mı? O konuda emin değilim. Rahatsız mıyım? Ondan da emin değilim ama bildiğim önkabullerimin olduğudur. Bu nedenle bir arkadaşım Örgüt Psikolojisi Profesörü Adam Grant’ın Think Again: The Power of Knowing What You Don’t Know (Yeniden Düşün: Bilmediğinizi Bilmenin Gücü) isimli kitabı (*) için “yeni çıktı, önyargıları anlatıyor, çok iyi kitap, mutlaka okumalısın” dediğinde hemen başladım. Arkadaşım haklıymış, kitap bildiklerimizi, ezbere doğru kabul ettiklerimizi neden yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini ya da geçiremediğimizi örneklerle anlatıyor. Peki önyargılarımdan kurtuldum mu? İzin verin onu yazının sonuna saklayayım. Önce Grant’ın nelerden söz ettiğine bir bakalım. 

“Zeka, geleneksel olarak düşünme ve öğrenme yeteneği olarak görülür. Ama daha önemli bir dizi bilişsel beceri vardır: yeniden düşünme” diye başlıyor Grant. Daha sonra yenileriyle boğuşmanın zorluğundan ziyade eski görüşlere bağlanmanın kolaylığını sıklıkla tercih ettiğimizden söz ediyor, yeniden düşünmeye karşı direnişimizin arkasında daha derin güçler olduğunu ifade edip şöyle devam ediyor:

Kendimizi sorgulamak dünyayı daha muğlak hale getirir. Gerçeklerin değişmiş olabileceğini, bir zamanlar doğru olanın şimdi yanlış olabileceğini kabul etmemizi gerektirir. Derinden inandığımız bir şeyi yeniden düşünmek şahsımıza yönelik bir tehdit gibi algılanabilir ve sanki içimizden bir şeyler kopuyormuş gibi hissettirebilir. Ama bu her sahada geçerli değildir. Maddi varlıklarımız elbiselerimiz, eşyalarımız söz konusu olduğunda çok yenilikçi olabiliriz. Ancak bilgi ve görüşümüz söz konusu olduğunda mevcudu muhafaza eğilimindeyiz. 

Grant bizi düşündüren fikirler yerine, kendimizi iyi hissettiren görüşleri dinlediğimizden söz edip daha sonra çok bilinen bir örneğe yer veriyor:

Bir noktada, sıcak su dolu bir tencereye kurbağayı koyarsanız, hemen dışarı fırlayacağını muhtemelen duymuşsunuzdur. Ancak kurbağayı ılık suya koyarsanız ve sıcaklığı kademeli olarak yükseltirseniz kurbağa bekler ve sonunda ölür. Çünkü durumu yeniden düşünme yeteneğinden yoksundur ve çok geç olana kadar tehdidin farkına varmaz. Kıssadan hisse çıkarmak için bir gerçekliğe dayanıyormuş gibi anlatılan bu popüler hikaye üzerine biraz araştırma yaptım ve bir sorun keşfettim: Kaynayan suya atılan kurbağa kötü bir şekilde haşlanıyor veya kaçıyor. Ama kurbağa zamanla kaynayan tencerede daha iyi performans gösteriyor, yani suyun sıcaklığı rahatsız edici noktaya gelince kurbağa dışarı fırlıyor. Yani yeniden değerlendirmeyi başaramayan kurbağalar değil, biziz sanki.

Herkes düzenli olarak kullandığı ve nadiren sorguladığı veya derinlemesine inceleme yaptığı bir düşünce şekline sahiptir. Bunlar inançlar, varsayımlar, fikirler ve daha fazlasını içerir. Yazar tam burada zeka ile ilgili iki farklı görüşten bahsediyor. İlk olarak, geleneksel görüşe göre zeka, düşünme ve öğrenme yeteneğidir, diyor. Daha sonra alternatif olarak zeka, yeniden düşünme ve öğrenme yeteneği, yani esnek düşünmedir, görüşünü ortaya koyuyor. Grant söz konusu bilişsel becerilerin gittikçe karmaşıklaşan, değişen bir dünyada çok gerekli olduğunu savunuyor. Tekrar düşünmek, eski sorunlara yeni çözümler üretmenize ve eski çözümleri yeni sorunlara göre yeniden gözden geçirmenize yardımcı olabilir. Bu çevrenizdeki insanlardan daha fazla şey öğrenmenin ve daha az pişmanlık yaşamanın bir yoludur. Bilgeliğin farkı en değerli sandığımız bazı hasletlerimizden zamanı geldiğinde vazgeçebilmektir. 

Çoğumuz bildiğimiz ve uzman olduğumuz konularda inançlarımıza ve fikirlerimize sadık kalmaktan mutluyuz. Oysa yeniden düşünmek bir beceridir. Bunu yapmakta çoğunlukla başarısısız. Başkalarının fikirlerini değiştirmesi gerektiğinde bunu fark etmek kolay oluyor. Ancak aynısını kendimiz için yapmamız zor oluyor. Bilakis inançlarımızı daha kalıcı hale getirmeye meyyaliz. Yeniden düşünmek yerine sığındığımız bazı savlar şunlar:

Bu bu şekil olmaz, deneyimlerim böyle demiyor, çok karmaşık daha fazla üzerinde düşünmeye gerek yok, biz daima böyle yaparız…

Ama böyle demememiz gerekiyor. Ben tam tersini yapıyorum; nerede, neyi yanlış yapmış olabilirim veya en azından nasıl daha iyi yapabilirdim diye kendime soruyorum. Etrafımda olan biteni öğrenip mukayese etmeye çalışıyorum.

Adam Grant: Yeniden düşünme, bilimsel düşüncenin temelidir. Bildiğinizden şüphe etmeniz, bilmediklerinizi merak etmeniz ve görüşlerinizi yeni verilere göre güncellemeniz gerekir. Hipotezleri test ederek, deneyler yaparak yeni gerçekleri ortaya çıkarın, hep gerçeğin peşinde olun. Fikrinizi değiştirmek entelektüel bütünlüğün bir işaretidir ve kanıtlara bir karşılıktır. Hipotezlerin laboratuvarda olduğu kadar hayatımızda da bir yeri vardır. Deneyler günlük kararlarımızı şekillendirebilir. Genellikle büyük girişimciler ve liderler güçlü fikirlere sahiptirler ve açık görüşlüdürler. Bunun için onları takip eder, severiz. Onlar bir bilim adamı sorgulayıcılığına sahiptirler, ancak pek çok bilim adamı gibi de tam aksine davranabilirler. Gerçek hayatta bilim adamları ve girişimciler de profesyonel davranışı ihmale meyillidirler. Sorgulamak yerine inançlarına körü körüne bağlı olma eğilimine girebilir ve yanıldıklarını nadiren kabul ederler. 

Grant’ın vardığı fikri şu: Zihinsel güç zihinsel beceriyi garanti etmez! Ne kadar beyin gücünüz olursa olsun, fikrinizi değiştirme motivasyonunuz yoksa, tekrar düşünmek için fırsatı kaçırıyoruz. Araştırmalar, bir IQ testinde ne kadar yüksek puan alırsak, kalıplara saplanma olasılığımızın o kadar yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Son deneylere göre, ne kadar zeki olursak inançlarınızı güncellemek için o kadar zorlanıyormuşuz. Pek çok insan zekası sorgulandığında daha muhafazakar oluyormuş. Benim önyargılarımın nedenleri de benzer herhalde, şaşırmadım desem yalan olur. 

Psikolojide bu modeli yönlendiren şu iki temel önyargı varmış:

Biri doğrulama önyargısı; görmeyi umduğumuz şeyi görmek.

İkincisi ise arzu edilmek önyargısı; başkalarının sizi kabul etmelerini veya onaylamalarını artıracak şekilde hareket etme eğilimi.

Bu önyargılar sadece zekamızı kullanmamızı engellemez, diyor Grant. Zekamızı gerçeğe karşı bir silaha çevirebilirmiş. Zekamız inancımıza, davamıza tutkuyla sarılmak için nedenler üretiyormuş. Başımıza ne geliyorsa, biz kendimize yapıyoruz yani…

Ben aksine methedilmekten hele yüzüme karşı hiç hoşlanmam bunu yapanlara hemen mesafe koyar, hatta kabilse bir daha görüşmem. Bir de söylediklerimi sorgusuz, sualsiz kabul edenlerin değeri gözümde düşüktür. Ama kendini bilmezlerle cedele (**) de hiç girişemem. (Yani farkındalığı düşük kişilerle sadece tartışmış olmak için konuşanları kasdediyorum)

Adam Grant: Üzücü olan genellikle düşüncelerimizde ortaya çıkan kusurların farkında olmamamızdır. En sevdiğim önyargı, insanların diğerlerinden daha objektif olduklarına inandıkları “önyargılı değilim” önyargısıdır. Zeki insanların bu tuzağa düşme ihtimali daha yüksektir. Ne kadar zekiyseniz, kendi sınırlarınızı anlamak o kadar zor olabilir. İyi düşünmek, yeniden düşünmek de size zorluk çıkarabilir. Sonuçta öğrenmenin amacı inançlarımızı doğrulamak değil, geliştirmek içindir.

İşte tam burada ben çoğunluktan ayrılıyorum sanırım, ben önyargılarımı kabul ediyorum. Ama hepsi bu kadar, yani sadece kabul ediyorum, onlara tutkun değilim. Aslında ben onlara önkabul diyorum. Bu tip kabulleri olmak insana düşünürken süratle mesafe katetmesini sağlıyor. Hatta yaş alırken edinilen tecrübe ile bu bir nevi ferasete dönüşüyor. 

Yazar yeniden düşünme döngüsünü şöyle anlatıyor: 

Alçakgönüllülük ➡️ Şüphe ➡️ Merak ➡️ Keşif. 

Aşırı güven döngüsünü ise şöyle tarif ediyor: Gurur ➡️ İnanç ➡️ Onaylanma ve Arzu Edilmek ➡️ Doğrulama. 

Grant şöyle devam ediyor: Her şey entellektüel alçakgönüllülükle başlar. Hepimiz cahil olduğumuz alanların uzun bir listesini yapabilmeliyiz. Eğer bilgi güçse, bilmediğimiz şeyi bilmek bilgeliktir. Bilmediğimizi kabul etmek ve neyi tam olarak bilmediğimizi anlamak bize bunları bilebilmenin yolunu gösterecektir.

 Sanırım ben burada avantajlıyım. Alçakgönüllü davranmaktan, bilmediğim şeylerin hatta yanlışlarımın listesini yapmaktan kaçınmam.

Grant “akıl hocası” ve “sahtekar” sendromlarından söz ediyor: İnsanın kendine güveni yeterliliğinden fazla hale geliyorsa akıl hocası sendromuna, yeterliliği kendine güvenini aştığında ise sahtekar sendromuna yakalanır. İdeal güven seviyesi ise akıl hocası ve sahtekâr olmak arasında bir yerdedir. Ama zaten mesele o noktanın nasıl bulunacağıdır.

Daha sonra Dunning-Kruger etkisini anlatıyor Adam Grant: Bu yetkinlik ve güven arasındaki kopukluğu tanımlar. Kendine en çok güvenenler genellikle en az yetkin olanlardır. Bu insanlar bilmedikleri halde en doğruyu onlar biliyor gibi hareket ederler. İnsanlar deneyim kazandıkça, kendilerine olan güvenleri yetkinliklerinden daha hızlı yükselir ve o noktadan itibaren güvenleri yetkinliklerinin üzerinde olur. Tecrübe kazandıkça alçakgönüllülüklerinden bir kısım kaybederler. Bu bir aşırı güven döngüsü başlatır ve bildiklerimizden şüphe duymamızı ve bilmediklerimizi merak etmemizi engeller. Artık kendi cehaletimizden habersisizdir. Herhangi bir alanda yeni olanlar nadiren Dunning-Kruger tuzağına düşerler. Mesela futbol hakkında hiçbir şey bilmiyorsanız muhtemelen antrenörden daha fazlasını bildiğinize inanmazsınız.

Zihnin doğru beslenmesi için alçakgönüllülüğe ihtiyacı var, diyor Grant. Alçakgönüllülük de genellikle yanlış anlaşılıyor: Bu özgüvenin düşük olmasından değildir. Kusurlu ve yanılabilir olduğumuzu kabul etmektir. Pek çok insan güveni bir tahterevalli olarak resmeder. Çok fazla güven kazandığımızda küstahlığa doğru meylederiz. Güveninizi kaybederseniz alçakgönüllü ve uysal olursunuz. Bu bizi kötü hissettirir, alçakgönüllü olmaktan korkarız. Tahterevalliyi dengede tutmak isteriz. Kendine olan güvenini kaybetmiş birisi olarak algılanmak istemeyiz. Bu yüzden yeterli güven miktarını edinmek isteriz. İdeal durum; kendine güveni olan alçakgönüllü bireyin kendi yeteneklerine inandığı, ancak yanlışlarını fark edebilmek için yeterli şüphe ve esnekliğe sahip olduğu durumdur. Birey bu şekilde meraklı ve esnek davranabilir ve daima gerçeğin peşindedir. Kendine güvenen alçakgönüllülük öğrenilebilir.

Adam Grant kitabın daha sonraki bölümlerinde şirketler ve diğer kurumların “yeniden düşünmeyerek” karar süreçlerinde ne tür hatalarla karşılaştıklarını anlatıyor. Özetle şöyle diyor:

  1. Bazı liderler çevrelerini “evet efendim” diyen adamlarıyla kuşatırlar ve dalkavukların onları baştan çıkarmalarına izin verirler. Çünkü yeniden düşünmek yerine sürekli onaylanmak isterler. Onaylanma ihtiyacındaki diğer kişiler ise CEO’lardır. Araştırmalar firmaları kötü performans gösterdiğinde, övgü ve uyumdan hoşlanan CEO’ların kendilerine aşırı güven duyduklarını ortaya koyuyor. Rotayı değiştirmek yerine mevcut stratejik planlarına sadık kalıp kendilerini başarısızlığa mahkum ederler. Oysa bize meydan okuyan insanlardan, bizi onaylayanlardan daha fazlasını öğreniriz.
  2.  Güçlü liderler eleştirileri dikkate alır ve daha güçlü hale gelirler. Zayıf liderler eleştirileri susturur ve daha zayıf hale gelirler. Her toplumda insanlar aidiyet ve statü ararlar. Bir grupla özdeşleşerek parçası oluruz ve grubumuz başarıya ulaştığında iftihar ederiz.
  3. Zihinsel ve sosyal nedenlerle klişeler oluştuktan sonra bunları yok etmek zordur. Toplumsal olarak, klişelerin bu kadar revaçta olmasının nedeni onlara sahip insanlarla ilişki kurma eğiliminde olmamızdır. Bu klişeleri daha da cazip hale getirir. Buna grup kutuplaşması denir ve yüzlerce deneyde kanıtlanmıştır. Bu klişelerden kurtulmak ise ancak farklı bir düşünce şekli olan yeniden düşünmek kazanıldığında olabilir. Aksi durumda herşey kendini tekrar eder.
  4. Son birkaç yılda psikolojik güvenlik birçok işyerinde moda kelime haline geldi. Liderler onun önemini anlayabilseler de, çoğu zaman tam olarak ne olduğunu ve nasıl sağlanacağını bilemediler. Psikolojik güvenlik standartları gevşetmek, insanları rahat ettirmek, hoşgörülü olmak ya da koşulsuz övmek değildir. İnsanların misilleme korkusu olmadan endişelerini ve önerilerini dile getirebilecekleri bir saygı, güven ve samimiyet ortamıdır. Bu öğrenme kültürünün temelidir. İnsanların başarısızlıklar ve hatalara karşılık cezalandırıldığını gördüğümüzde, yetkinliğimizi kanıtlama ve kariyerimizi koruma konusunda endişeleniriz. Kendimizi sınırlayan davranışlarda bulunmayı, soruları ve endişeleri dile getirmek yerine dilimizi ısırmayı öğreniriz. Bazen bunun nedeni güç mesafesidir: en tepedekine meydan okumaktan korkarız.
  5. Performans kültürlerinde risk bir rutini en iyi ilan ettiğimizde, zaman içinde aynı yerde dönüp durmaktır. Sosyal bilimciler insanların yalnızca sonucun başarılı olup olmadığından sorumlu tutulduklarında aynı kötü eylem planlarını sürdürme olasılıklarının daha yüksek olduğunu keşfettiler. Yalnızca övmek ve sonuçları ödüllendirmek tehlikelidir çünkü kötü stratejilere aşırı güven beslenir ve insanlar işleri her zaman yaptıkları gibi yapmaya teşvik edilir. Çözümü ise insanların bir karara varırken farklı seçeneklerin ne kadar dikkatli bir şekilde değerlendirildiğinin ölçüldüğü bir hesap verme süreci oluşturmaktır.
  6. Kötü bir karar süreci sığ düşünmeye dayanır. İyi bir sürecin temeli derin ve hatta yeniden düşünmeye dayanır ve insanların bağımsız fikirler oluşturup ifade etmelerini sağlar.
  7. Bir kararın sonucu olumlu olsa bile, bazen bir başarı olarak nitelendirilemez. Sığ bir süreçten çıktıysa şans eseridir. Karar süreci derinse, bunu bir gelişme olarak sayabiliriz,
  8. Pek çok organizasyonda liderler yeni bir şeyi test etmeden veya yatırım yapmadan önce sonuçların olumlu olacağına dair garanti isterler. Bu ilerlemenin düşmanıdır. Bu nedenle Amazon gibi şirketler aynı fikirde olmamak ama bağlılık ilkesini kullanır. Jeff Bezos’un yıllık faaliyet raporunda açıkladığı gibi, ikna edici sonuçlar talep etmek yerine insanlardan iddialaşmalarını istemekle başlar. “Bu konuda aynı fikirde olmadığımızı biliyorum ama benimle bu konuda bahse var mısın?” gibi.
  9. California bankaları üzerinde yapılan bir incelemede yöneticilerin genellikle bir önceki kredisi zaten temerrüde düşmüş olan müşterilere ek kredileri onaylamaya devam ettiği görüldü. Bankacılar ilk krediyi imzaladıklarından, ilk kararlarını gerekçelendirmek için zorunluluk hissettiler. İlginç bir şekilde yönetici devir oranı yüksek olan bankalarda ise sorunlu kredileri belirleme oranı daha yüksekti. İlk krediye yeşil ışık yakan kişi değilseniz, o müşterinin önceki değerlendirmesini yeniden düşünmek için her türlü motivasyona sahip oluyorsunuz. İlk karar vericiler ile sonraki karar vericiler süreçte ayrıldığında yeniden düşünmek yani tekrar değerlendirmek daha olasıdır.
  10. Kendimizi bir plana adadığımızda ve işler umduğumuz gibi gitmediğinde, ilk yapacağımız genellikle yeniden düşünmek değildir. İnsanların bir çoğu ilk dönemeçte vazgeçer. Bazılarıysa hedeflerine ulaşmak için geri kalan herşeyden vazgeçer. Bunun için iki katı daha fazla çaba gösterme eğilimine girer. Bunu yaparken gayemiz sadece kararlı olduğumuz yolda ilerlemek ve hedeften şaşmamaktır. Bu noktada elde edilen benlik tatmini tüm zorluklara değer. Halbuki ne ilk dönemeçte vazgeçmek ne de işler yolunda gitmediğinde körü körüne sonuna kadar gitmek çözümdür. Yeniden düşünmek gerekir. Bu ve kararları ara sonuçlara bağlı olarak yeniden gözden geçirmek bizi yavaşlatıyor gibi görünse de mutlak başarısızlıktan kurtarır.

Adam Grant kitabını şöyle bitiriyor:Kanıtlar gösteriyor ki, yanlış bilimsel inançlar ilkokulda ele alınmazsa, daha sonra değiştirilmeleri zor hale geliyor. Yeniden düşünmek düzenli bir alışkanlık haline gelmelidir. Ne yazık ki geleneksel eğitim yöntemleri bazen öğrencilerin bu alışkanlığı edinmelerine imkan vermez.

Daha baştan doğru eğitim şart diyor yani.

Bana gelecek olursak ben önyargılı olduğumu kabul etmiştim, hangi konularda cahil olduğumu da biliyorum. Hatta birçok konuda hep geri dönerek değerlendirmelerimde etrafıma neleri yanlış yaptım diye soruyorum. Gençlerden ise feedforward talep ediyorum, aydınlanıyorum. Eğitimi mi de ihmal etmiyorum. Gerçi daha ziyade görüşme ve konuşmalarda dolaylı bazen de talebimle birebir oluyor.

Not: Açık kaynak niteliğindeki bu yazı yazar zikredilerek iktibas edilebilir. Telif gerektirmez. 

Kaynakça:

(*) Grant, A. (2021), Think Again: The Power of Knowing What You Don’t Know , Penguin Random House, ss.320.

(**) Karşılıklı tartışma, https://islamansiklopedisi.org.tr/cedelhttp://ktp.isam.org.tr/pdfdrg/D00036/1999_12/1999_12_EMIROGLUI.pdf

YORUM YAZIN